Allahın yardımı ve orucun bereketiyle belli bir şuur seviyesini elde ettik. Kuveyt Türk Medeniyet Vakfi : TR81 0020 5000 0084 2035 7000 01 dİnİmİzve fen İslam ve bİlİm İslam İlerlemeyİ emreder mÜslÜm. gerİ kaliŞi matbaa geÇ gelmedİ mÜslÜman İlİm ÖncÜlerİ İslam medenİyetİ vakif kÜltÜrÜ osmanlida bİlİm her kİtap okunmaz evlİyalar ansİklÖpedİsİ İslam tarİİhİ ansİklÖpedİsİ rehber ansİklÖpedİsİ osmanli tarİhİ ans. uĞurabİ lÜgat İlimYayma Vakfı tarafından düzenlenen 2021 İlim Yayma Ödülleri için geri ayım başladı. Aralık ayında Dolmabahçe Sarayı'nda gerçekleşecek olan ödül töreni öncesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan ilim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmettin Bilal Erdoğan, "İlim Yayma Ödülleri'nin tasarlanması, 2 yıllık bir emek" dedi ve "2021'de ödül İlimYayma Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti tarafından 2 yılda bir verilen İlim Yayma Ödülleri değerlendirmesinde Van YYÜ Fen Fakültesi Kimya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Zahmakıran, mühendislik, doğa ve sağlık alanlarında ödül almıştı. Prof. Dr. No26 İlim Yayma Vakfı İşhanı Kat:3 Bakırcılar Beyazıt İstanbul İstanbul İllüzyonistler Derneği +90 0212 631 86 22 Hırkai şerif Mah Eskialaipaşa cad.No. D Fatih-İstanbul İstanbul Vay Tiền Trả Góp Theo Tháng Chỉ Cần Cmnd. Necmettin Erbakan Üniversitesi Geliştirme Vakfı NEVA Ofisi’nin açılışı, İlim Yayma Vakfı Başkanı Bilal Erdoğan, Rektörümüz Prof. Dr. Cem Zorlu, Konya Valisi Vahdettin Özkan ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ın katıldığı törenle gerçekleşti. Açılış töreninde konuşan Konya Valisi Vahdettin Özkan; ilmin, irfanın merkezi Konya’da böyle bir açılışı gerçekleştirmenin öneminden bahsederek, “Vakıf denilince akla medeniyet tarihimizde, medeniyetimizin inşasında en önemli kurumlar akla geliyor. Tarihimize baktığımız zaman bütün amme hizmetleriyle ilgili en yaygın, en etkin hizmetler, vakıflar vasıtasıyla yürütülmüştür. Hele konu ilim olunca, irfan olunca alimlerin, ariflerin, müderrislerin yetişmesi bu iklim ve atmosferde oluşmuştur. Bunun en önemli mümessillerinden, şehirlerden birisi de Konya'dır. Konya'nın alimleri, arifleri bu vakıf atmosferi içinde, vakfın ruhu içinde yetişmişlerdir. Günümüzde de bunu sürdürülebilir kılmak önümüzdeki imkanlarla bunu buluşturmak elbette ki en önemli misyon alanlarımızdan birisidir. Elhamdülillah bugün devletimiz, hükümetimiz, 81 ilimize fiziki altyapısıyla, üniversiteleriyle, kurumsal anlamda her türlü desteği vermektedir. Ama bu destek başka bir destektir. Gönül desteği, marifet isteği, meccani olarak verilen halkın kalbinden, gönlünden sudur edip gelen bu dokunuş ayrı bir şeydir. Kalıcılığı ayrıdır. Bu da Konya'ya yakışıyor. İlim Yayma Vakfı gibi sivil kurumlarla beraber bunun yapılması çok daha anlamlı, önemlidir. Meccanilik, gönüllülük ve kamunun dışında bu faaliyetin icra ediliyor olması bütün Konyalı gençlerin misyonudur. Hayırlı uğurlu olsun. Üniversitemize bereket ve marifet getirsin” şeklinde konuştu. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ise, “Konya bir payitaht şehir. Bu geleneğini eğitimde de sürdüren bir şehir. Beş üniversitesinde 120 bin öğrencisiyle Türkiye'nin önemli öğrenci şehirlerinden birisi. Üniversitelerimizin hepsiyle gurur duyuyoruz. Bir taraftan binalar yapılırken, özellikle NEVA ile öğrencilerimizin ve akademisyenlerimizin burslandırılması eğitim kalitesine çok ciddi bir katkı sağlayacak. Konyalı hayırseverlere teşekkür ediyoruz. İnşallah bu verdikleri paralar üniversitelerimizin eğitim seviyesinin, uluslararası başarının arttırılmasına önemli bir katkı sağlayacaktır. Ben vakfımızın açılışının hayırlı olmasını temenni ediyorum. Açılışımızı onurlandıran, bugün kendisini Konya'da ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduğumuz Bilal Erdoğan’a da tekrar hoş geldiniz diyor, hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum” diye konuştu. Rektörümüz Prof. Dr. Cem Zorlu, Üniversitemizin, kalitesiyle Türkiye ve dünyada tanınan bir üniversite olması için çabaladıklarını belirterek, “Türkiye’de ve dünyada önemli başarılara imza atan pek çok üniversitenin vakıfları var. Bunun için arkadaşlarımızla harekete geçtik, bir vakıf kurmaya karar verdik ve vakfımızı kurduk. Temel hedefimiz şu; akademik anlamda öğrencilerimize ve öğretim üyelerimize birtakım destekler sağlamak suretiyle eğitimin kalitesini arttırmak. Bu çerçevede bu sene faaliyetlerimize başladık; ödüller verdik, burslar vermeye başladık. İhtiyaç bursu vermeye başladık ama bizim bu konudaki temel hedefimiz başarı bursu, tematik burslar. Yurt dışı bursları vererek, yurt dışından yabancı öğrenciler getiriyoruz. Akademik anlamda başarılı olan akademisyenlerimize yurt dışı imkanları, proje imkanları sunuyoruz. Vakfımızın açılışıyla, Konya’nın da desteğiyle birlikte Necmettin Erbakan Üniversitesi çok iyi noktalara gelecek. Vakfımız da bu konuda en büyük destekçi olacak inşallah. Ben tekrar Bilal Erdoğan Bey'e ve tüm katılımcılara teşriflerinden dolayı teşekkür ediyorum. Açılışın hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum” dedi. Türkiye’deki vakıf geleneğinin geliştirilerek devam ettirilmesi gerektiğini vurgulayan İlim Yayma Vakfı Başkanı Bilal Erdoğan, “Konya'da olduğumuz için, her gelişimizde olduğu gibi yine çok mutluyuz. Bizim vakıf geleneğimiz bugün Amerika başta olmak üzere Batı'nın aslında üst düzeyde, özellikle bu tür eğitim faaliyetlerine destek için devam ettirdiği bir müessese. Bizler yeniden bu müesseseyi artık tevarüs ettirip, devam ettirmek, daha ötesine geçmek durumundayız. Batı’da büyük maddi imkanları olan vakıfların gelirleriyle devam ettirilen üniversiteler olduğu gibi kamu üniversitesi olmasına rağmen bunun ötesinde, bir yandan sektörel çalışmaları, firmaların destekleriyle yapan bir yandan da kendi vakıfları, kendi birikimlerinin getirileriyle üniversitenin ek hizmetlerini yapan üniversiteler var. Üst düzeyde, çok büyük meblağlara sahip bu üniversite vakıfları... Aslında bizim vakıf dediğimiz şey bu. Ülkemizde, medeniyet nöbetini devralma iddiasındaysak, bu hedefe yürümenin merkezinde üniversitelerimiz yer alacaksa, o zaman üniversitelerimizin bu tür maddi imkanlarını, cari harcamaların dışarısında kalan araştırmaya yönelik, özellikle de ihtiyaç sahibi başarılı öğrencilerin desteklenmesine yönelik imkanları bu büyük vakıflar vasıtasıyla sağlayabiliyoruz” ifadelerini kullandı. Erdoğan, “İnşallah Necmettin Erbakan Üniversitesi Geliştirme Vakfı; Necmettin Erbakan Üniversitesinin, Konya gibi gerçekten güzel bir eğitim şehrinin, dünya çapında işler yapmasına katkı sağlayacaktır. Bütün katkı sağlayanlara, destek verenlere teşekkür ediyorum. Üniversite rektörümüze ön ayak olduğu için teşekkür ediyorum. Aslında bizim üniversitelerimizden, bu eğitim kurumlarımızdan beklenti içerisine girmemiz, onları adeta yormamız, zorlamamız, sıkıştırmamız lazım. İşte bu vakıflar da bunun aracısı olacak. Bu, vakfa gelip de körü körüne destek olmak değil. Bu vakfa ne destek vereceğiz? Sonunda bu üniversite topluma, ümmete, ülkeye ne tür katkılar sağlayacak? Bunu da görmek kaydıyla inşallah üniversitemizi ve gençliğimizi, nesillerimizi NEVA da destekleyecek. Bütün emeği geçenlere tekrar teşekkür ediyorum. Hayırlı uğurlu olsun diyorum” dedi. Konuşmaların ardından Necmettin Erbakan Üniversitesi Geliştirme Vakfı Ofisi’nin açılışı dua edilerek kurdele kesimiyle yapıldı. Açılışın ardından vakfın mütevelli heyeti toplantısı gerçekleştirildi. ŞAİR ÖLDÜREN REJİM Kardeşimiz, değerli şair, saygıdeğer kişilik sahibi Cahit Zarifoğlu dünyamızdan ayrıldı. Ölümler üzerine yazı yazmak alışılagelen bir durum. Bu durumun biraz sahte, biraz gösterişe varan yanı beni hep rahatsız etti. Tanıdığım bazı şairlerin ölümü üzerine de yazmaktan kaçınmak bana uygun göründü. KURBAN ORGANİZASYONU 2022 2022 yılı kurban satış ve kesim için kayıtlarımız başlamıştır. Kurban ibadetinizi İslami usullere göre, sağlıklı ve hijyenik koşullarda yerine getirme kolaylığını sizlere sunuyoruz. BAYRAMLAŞMA PROGRAMIMIZ GERÇEKLEŞTİ Medeniyet Vakfı İstanbul Şubesinin bayramlaşma programı, bayramın ikinci günü Medeniyet Vakfı'nın Fatihteki genel merkezinde gerçekleşti. Bayramlaşmaya şehir içinden ve şehir dışından gelen gönüldaşlarımız bayram coşkusunu beraber yaşadılar. AFGANİSTAN'DA İKİNCİ TALİBAN DÖNEMİ Taliban'ın İnancıyla Ters Olma Arzusunu Taşıyanlar Afganistan'da Türkiye'nin nasıl bir rol oynayacağına dair formül üzerinde aslında tam bir karara varılmış değil. Bu karar Afganistan'dan çekilme kararı almış olan ABD ile görüşmelerle belirlenecek elbet ama bu konuda ABD'nin tek karar verici veya belirleyici olmadığı da gün gibi ortada. BAYRAM TEBRİĞİ YERİNE Elbette Bayram geldi ve elbette onu bir bayram olarak karşılayacağız. Bütün ümmetin bayramı sonsuz mübarek olsun... Ama asıl özlediğimiz bayramlara daha tez zamanlarda kavuşmayı da bütün kalbimizle niyaz ederiz, etmeliyiz... “DEĞER”SİZ DÜNYA “ASİL İNSAN” Yeryüzünde hatta kâinatta Cenab-ı Allah'ın yaratmış olduğu varlıkları işlevleri açısından ikiye ayırmak mümkündür insan ve onun dışındakiler. İnsan dışındaki canlı cansız varlıkların tamamı kendileri için tayin edilmiş yasalar sünnetullah çerçevesinde vazifelerini tam ve eksiksiz yaparlar. RAMAZAN BAYRAMI MESAJI 2022 Mübarek Ramazan-ı şerif bayramınızı kutlar hayırlara vesile olmasını Allah’tan dilerim. Aziz kardeşlerim, değerli Müslümanlar! Bir Oruç ve Kur’an ayını geride bıraktık. Oruç tuttuk, namazlar kıldık, çokça Kur’an okuduk, zekât, sadaka ve fitrelerimizi verdik. Allah’ın yardımı ve orucun bereketiyle belli bir şuur seviyesini elde ettik. NOUMAN ALİ KHAN İLKA'YI ZİYARET ETTİ Asma Köprü Derneği’nin programı kapsamında Ankara’da bulunan Nouman Ali Khan, İLKA İslami İlimler Kız Akademimizi ziyaret etti. Dr. İbrahim Helalşah Hocamızın eşlik ettiği programda akademi öğrencilerimizle Arapça öğrenimi, Kur’an-ı Kerim’in önemi ve ilimle alakalı sohbet gerçekleşti. MEDENİYET YAZARLARI İFTARDA Alanında uzman yazarların, araştırmacıların, şairlerin katkılarıyla ortaya çıkan Medeniyet Düşünce ve Kültür Bülteni yayın hayatına 17 yıldır devam ediyor. Medeniyet Bültenine yazılarıyla hayat veren yazarlar Medeniyet Vakfının düzenlediği iftarda biraraya geldi. Medeniyet İlk İnsanla Başlar İnsanlık tarihini belirli dönemlere hapsederek, geleceği şekillendirmeye çalışan görüşlerin aksine ilk insan ilkel değildir. Düşünme ve düşüncesini eyleme geçirme konusunda oldukça maharetli olan insan, kâinatta var olan canlı-cansız bütün varlıklarla etkileşim halindedir. Octavio Paz’ın, “Yalnız olduğunu bilen ve bir başkasını arayan tek varlık insandır” ifadesi bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Yaratılışın mayasında var olan medenilik, kendisini ilk olarak Hz. Adem’de göstermiştir. Kendisine öğretilen esma ve ilim ile yeryüzüne teşrif etmiş, peygamberlik vazifesiyle üstünlüğü tescil edilmiş, vahiy ile desteklenmiş insan elbette medenilikten uzak, ilkel bir yaşama sahip olmayacaktır. Medeniyetin kurucusu Hz. Adem olduğuna göre, ilk temeller de onun ailesi ile atılmıştır. Daha sonra gelen peygamberler de kendi toplumlarının kurucusu, inşa edeni, eğiticisi ve rol modeli olmuştur. İlk insandan itibaren değişim ve gelişim gösteren dünya, nesiller arası bilgi ve beceri aktarımını uyum içinde sürdürebilmek için eğitime muhtaçtır. Çünkü her medeniyet, omurgası niteliğindeki eğitimle kimlik kazanır ve varlığını o ölçüde sürdürür. Üstelik canlı bir unsur da olduğundan, belirli bir seviyede tıkanıp kalması düşünülemez. İnsani ve evrensel değerlere, doğal yapıya ve çevre şartlarına, akli ve ruhi dengeleri birlikte yürütmeye bağlılığı ölçüsünde başarılı olur. Antik Çağ’ın Atina’sını Spartalılara üstün kılan şey, bu birliktelikleri sağlamalarıydı. Tıpkı Orta Çağ’da doğunun batıya, Yakın Çağ’da da batının doğuya üstün olduğu gibi. Medeniyetler, Toplumların Birbirini Etkilemesi İle Gelişir Medeniyet, nesillerin birbirine devrettiği değerler ve öğretilerin tümünü kapsamaktadır. Bunların yaygınlaştırılmasındaki yegâne amaç ise geleneğin korunarak geleceğe taşınmasıdır. Böylece hem nesillerin hem de toplumların devamı sağlanacaktır. Madem korunaklı ve sağlam medeniyetler inşa edilecek, eğitimin öncelikli hedefi nedir? Tabi ki insan! Onun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi, medeniyetlerin bekası için önemlidir. Günümüzde varlığını devam ettiremeyen toplumların yok oluş sürecindeki temel faktörlere baktığımız zaman iki durum karşımıza çıkar; insana verilen değerin azalması ve eğitim kalitesinin düşmesi. Değilse bu yok oluş süreci, sadece savaşlara, doğal afetlere vb. olaylara bağlanamaz. Bunun için yakın tarihimize, Osmanlı’nın keyfiyete ve atalete düşkün son demlerine bakmak yeterli olacaktır. Kültürel miras, dönem yaşantısı, şehirleşme, estetik ve mimari unsurlar, vicdani ve ahlaki dinamikler çağın gerektirdiği insan tipi ve eğitimi doğrultusunda desteklenmedikçe, tarihin tekerrürden ibaret olan meşum gerçeği ortaya çıkacaktır Yok olma! Medeniyetler, doğal olarak birbirlerinden etkilenmişlerdir. Mısır ve Mezopotamya medeniyetlerinin muasır ve ileri dönem medeniyetlerine zemin teşkil ettiğini göz ardı edemeyiz. Yunan filozofların Mısır’a kadar gidip orada eğitim görmeleri buna somut bir örnektir. Yine Antik Çağ Yunan medeniyetinin günümüz batı medeniyetine ilham olduğu gerçeği, herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Bu aynı zamanda etkileşime açık toplumların, miraslarını hem kendi nesillerine hem de çeşitli uygarlıkların nesillerine aktarmasını kolaylaştırmıştır. Yalnızca fiziki ihtiyaçları doğrultusunda gelişimini sürdürmeye çalışan toplumların yapacağı bir şey değildir bu. Kültür, ahlak, sanat ve en önemlisi eğitim konularında kendisine hedef çizen ve bu hedeflere ulaşmaya çalışan toplumlar hem kendi kuşağı içindeki gelişime hem de aktaracakları mirasla gelecek nesilleri koruma içgüdüsüne sahip olduklarını göstermektedir. Aksini düşünmek ise benliğine yenik düşen egoist bir yapı ortaya çıkarır ki, kendi medeniyetini katletmek böyle olsa gerek. Uygarlık tarihçisi Will Durant’ın bu noktadaki tespiti gerçekten önemlidir “Düşüncenin genişletilmesine yaptığı hizmetten sonra, konuşmanın en büyük armağanı eğitim oldu. Medeniyet, ferdin gelişimi sırasında, zihni hayatın gıdalandığı sanat ve hikmetlerin, davranış ve ahlaki inanışların birikimi, bir hazinesidir. Her neslin, ırkının mirasını yeniden kendine mal edemediği yerlerde medeniyet aniden ölür. Medeniyet hayatını eğitime borçludur.” Medeniyetleri Birbirinden Ayıran Temel Etken Eğitimdir Batının ilk eğitmeni, kuşkusuz Antik Çağ Yunan medeniyetidir. O dönemden bu yana eğitim, daha özgürlükçü bir forma sokularak günümüze ulaşmıştır. Ancak rol model alınan eski Yunan medeniyetinde iki yapı dikkat çeker. İçe dönük ve kendi fizyolojik yapısı içerisinde savaşçı/vatansever bir toplum olan Spartalılar ile beşerî ilimlerle varlığını sürdürmeye çalışan Atinalılar. Sparta, zamanla bulunduğu fasit dairede yok olurken; Atina’nın gelişimi uzun soluklu olmuştur. Bu gelişimde felsefe, güzel sanatlar, demokrasi eğitimleri ile bilim önemli bir yer tutar. Sonraki dönemde Roma’nın parçalanmasıyla birlikte varlığını Bizans olarak sürdüren Doğu Roma, din ve edebiyat konusunda özellikle Batı Avrupa’yı etkilemiştir. Rönesans ve Reform hareketleriyle dönemsel geçiş yapan batı, matbaanın sayesinde özellikle eski Yunan ve Roma eserlerini çoğaltmış ve skolastik yapıya özgürlükçü düşünceyle darbe vurmuştur. Ancak bunların yanında coğrafi keşiflerin olumsuz özellikleri de gün yüzüne çıkmış, sömürgecilik ve misyonerlik faaliyetleri yaygınlaşmıştır. Beşerî ilimleri ve din eğitimini kendi menfaatleri doğrultusunda; insana ve doğaya hâkim olma, medeniyet adı altında insanlara zorla kabul ettirme ve dünyayı paylaşma şeklinde kullanınca güvenilirliğini ve çok methettiği hümanist yapısını kaybetmiştir. İslamiyet öncesi Türk tarihine kısaca baktığımız zaman yaşam şekilleri ve coğrafi etkenlerin, eğitimi şekillendiren unsurlar olarak dikkat çektiği görülmektedir. Töre yoluyla ve genellikle sözel bir bilgi aktarımı söz konusudur. Öğretici özelliğe sahip olup, ahlak ve terbiye ögelerini barındırmaktadır. Sözel bilgi aktarımı batıya nazaran mesleki eğitim uygulamalarının yaygın olmasını da etkilemiştir. Özellikle Göktürkler ve Uygurlar ile başlayan süreçte, yerleşik hayatın da etkisiyle Türkler arasında okur yazarlık oranının arttığı ve yazılı eserlerin çoğaldığını görmekteyiz. Burada en bariz ayrışmaya Uygurlarda rastlarız. Çeşitli milletlerle etkileşime girmeleri, edebiyat, sanat ve hukuk alanlarında eserler ortaya koymaları, üstelik farklı devletlerin bürokratik kademelerinde görev almaları onları diğer Türk toplumlarına nazaran ön plana çıkarmaktadır. İslamiyet’le birlikte muhatap alanı genişleyen Türk medeniyeti, aynı zamanda kendi gelenek ve göreneklerini İslam medeniyetinin unsurlarıyla birleştirerek adına Türk-İslam sentezi denilen yeni bir form ortaya koymuştur. Bu süreçte müspet ilimlere ve felsefeye olan ilgi artmış, tercümesi yapılan eserlerle istifade olanağı genişlemiş ve gelişen sürede kurulan eğitim yapıları ve kanalları Avrupa’yı etkilemiştir. Selçuklular dönemindeki Nizamiye Medreseleri, Fatih dönemindeki Sahn-ı Seman ve Tetimme Medreseleri gibi eğitim kurumları gördükleri vazife bakımından ne kadar önemli olduklarını göstermişlerdir. Osmanlı’da eğitim her zaman dini ve ruhsal yapıyı referans almış olup, müspet ilimler bunun etrafında gelişmiştir. Darüşşifalarda hastaların musiki ve botanik ilmiyle tedavi edilmesi, ırkçılığın yerine hoşgörüyle diğer milletlerin kuşatılması gibi örnekler hep bu çerçevede açılan eğitim kanallarıdır. Aynı zamanda Osmanlı medeniyetinin eğitim sistemi mimaride de kendisini göstermiştir. Medreselerin iklim ve eğitim sistemine bağlı olarak geniş avlulu yapılması ve küçük odalarla tezyin edilmesi, Darüşşifa odalarının küçük ve steril olması, astronomi çalışmalarının yapıldığı kurumlarda kubbelerin kesilerek gözlem kuyuları yapılması, ruhani bir hava inşa etmek maksadıyla mavi ve yeşil çinilerin kullanılması bunlara örnektir. Ancak Osmanlı medeniyeti her ne kadar yükselme ve gelişme çağının meyvelerinden bolca istifade etmişse de belli bir dönemden sonra içe dönüklüğün başlaması, kendini dışa kapatma ve reddetme, inatlaşma rahatsız edici boyutlara ulaşmıştır. Matbaanın geç girmesi sonucu bilgi aktarımının ve diğer milletlerle etkileşimin zayıflaması, sadece mesleki ve dini eğitimin ön planda olması gelişimi durdurmuştur. Medreselerin de işlevini yitirmesi sonucu buralarda görev yapan eğitimcilerin dini yozlaştırarak halka sunması, bu medeniyeti iflasın eşiğine getirmiş ve belli bir süre sonra da yıkmıştır. Sonuç Olarak Özgürlük çağı olarak da adlandırılan günümüzde, temel sorun insanın anlaşılmasıdır. Belki de doğru anlaşılan insan, medeniyetlerin ve medeniyetleri inşa eden toplumların menfaati doğrultusunda yanlış bir yola sevk edilmektedir. O yüzden böyle bir dönemde üzerinde durulması gereken en hassas nokta, eğitimin kalitesidir. Ders ve kaynak kitapların içerik olarak durumu, bu içeriğe yön veren müfredat yapısı, müfredat yapısına etki eden ve onu şekillendiren felsefi ve siyasi yaklaşımlar, etkisini olumlu veya olumsuz giderek artırmaktadır. Olumsuz tarafıyla durumu değerlendirdiğimiz zaman ortaya çıkan sonuç şudur Menfaat ve benlik duygusuyla hareket eden sistemlerin hem insana hem de topluma zarar vermesi kaçınılmazdır. Üstelik kapalı ve baskıcı bir eğitim modelini toplumun hem bilincine hem de yaşantısına ortak ederek, zaten yaratılıştan medeni olan insanı, en alçak zeminlere çekmektedirler. İnsanı da merkeze almadığı için egemen güçler kendisini tanrılaştırmış olur ki bu, medeniyetin gelişimini durduran ve yok oluş sürecine götüren en önemli unsurdur. Peki ya olumlu tarafıyla değerlendirirsek? Ahlak ve fazilet unsurlarıyla kendini inşa eden bir medeniyet, temel prensip olarak Hakk’ı ortaya koymaktadır. Özgürlükçü bir anlayışı, savurganlığa, istismara ve ihmale bulaştırmadan; ruhun muhtevasını, insanın hakikatini barındıran hikmetlerle süsleyecek şekilde geliştiren canlı bir mekanizma ortaya koymaktadırlar. Çünkü insan maddi doyumun yanı sıra, fıtraten manevi doyuma da muhtaçtır. Hiçbir dönemde doğu ve batı artık böyle tanımlar yerelleşen bir dünyada ne kadar doğrudur, tartışılır birbirine bu kadar yakınlaşmamıştı. Medeniyetlerin birbirini inşası hiç bu kadar kolay olmamıştı. Ulusların kendi benlikleriyle gerek yerel gerek evrensel olarak oluşturdukları değerler ve bunların içerik-etki bakımından zenginleşmesi; birbirini yıkan ve geliştiren medeniyetleri birbirine daha bağlı hale getirmiştir. Batı medeniyetinin ekseriyetle seküler bir anlayış çerçevesinde dine ve dile müdahale etmesi, insanı tanrılaştırma ve köleleştirme politikası eğitimin bir nevi karanlık yanını da ortaya koymaktadır. Karanlık belli bir noktaya kadar sürdürülebilir ancak sabahın varlığı unutulmamalıdır. Hele ki enkazın altında hala canlı bir şekilde kendini koruyan Türk-İslam medeniyeti varken… Ancak her ne kadar ruhen birbirinden ayrı dursalar da geçmişte doğunun batıyı aydınlatması kadar, günümüzde batıdan alabileceği eğitim kaynakları doğu için hala mevcut. Tek mesele bunları uyarlayabilmektir, uygulamak değil! Mahmut Said CELAYİR Medeniyetlerin doğum, gelişim ve kayboluşları üzerine düşünen ve onların değerlendirmesini yapan medeniyet tarihçileri ve filozoflar, birçok görüş ortaya atmışlardır. Kimileri medeniyetlerin de insanlar gibi doğup büyüdükleri ve öldükleri kanaatini taşımaktadırlar ki Arnold Joseph Toynbee, 14 Nisan 1889‑22 Ekim 1975, İngiliz tarihçi bunların prototipidir. Bu kişi, tarihin konusunun kültür ve kültürün de dinamik yapılar olduğunu, özelliklerini yaratıcı kişilerden aldığını, dolayısıyla tarihin kültürler hakkında olumlu ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunmak yerine kültürleri anlamaya çalışması gerektiğini söyleyen önemli bir tarih felsefecisidir. Toynbee, günümüze dek 26 medeniyet geldiğini, bunlardan bir kısmının ömrünü tamamlayarak bir tür eceliyle öldüğünü, doğal ölümle hayatını tamamladığını, bir kısmının ise erken ölümle son bulduğunu yani “durdurulmuş” uygarlıklar olduğunu ileri sürer. Osmanlı medeniyeti de bu durdurulmuş medeniyetlerden biridir Toynbee'ye göre… Bu konuda Pitirim Alexandrovich Sorokin 21 Ocak 1889‑11 Şubat 1968, Rus asıllı Amerikalı sosyolog ile Toynbee'nin tartışması dikkat çekici olmuştur. Bu tartışmada Sorokin, medeniyetleri daha çok “düşünce, ideal ve duyarlık” özüne bağladığından onların son bulmadığına kanidir. Sorokin, uygarlıklara insan ömrü gibi kesin bir ömür biçen Toynbee'i eleştirir. Sorokin, Osmanlı uygarlığının da Batı uygarlığına katkılarının hâlâ yaşadığını belirtir. Buna örnek olarak da gece kıyafeti, pijama giymeyi ve kahve içmeyi örnek gösterir. Çünkü bunlar Osmanlıların insanlığa armağanıdır. İnsanlığın bilinebilen en eski merkezi medeniyeti, bugün Orta Doğu değimiz bölgede meydana gelmiştir. Mezopotamya medeniyetidir bu. Babil medeniyeti de diyebileceğimiz bu medeniyet, Mısır medeniyetinin, o da Yunan ve Kartaca medeniyetlerinin hocası olmuştur. Yunan ve Kartaca medeniyetleri ise Roma medeniyetinin hocasıdır. Bu medeniyetlerin kalıcı mirası, birbirine eklenerek en sonda Roma medeniyetinde toplamıştır. Medeniyeti bölüm bölüm düşünüp onun ad ve sayısını çoğaltmak mümkün olduğu kadar ‑ki şimdiye değin genellikle medeniyet tarihçileri ve filozofları, bu eğilimde olmuşlardır- onu bir bütün hâlinde ele alıp tüm insanlığın malı saymak da mümkündür. Doğu‑Batı ya da ülkeler, birbirine yaklaştıkça, bilginler ve düşünürler karşılaştırmalı incelemelerini artırdıkça ve insanların görüş ufku genişledikçe bu tür tutum, daha belirgin bir hâl alacaktır. Karakoç'a göre, İslâm medeniyetinin de Grek ve Roma medeniyetleriyle hesaplaştığı ve bir ölçüde onlardan yararlandığı doğrudur. Ama bu, kişilikli bir yararlanmadır. Rönesans ve sonrası Batı medeniyeti de hem Antik Grek ve Roma medeniyetlerinin bir dirilişi hem Endülüs yoluyla İslâm medeniyetinin öğrenciliği sonucunda oluşmuş bir uygarlık denemesidir ki, kimi tarih ve medeniyet filozofları onu orijinal bir medeniyet olarak bile görmektedirler. Bunalıma Giren Medeniyet Çağımızın büyük düşünür ve şairi Sezai Karakoç'a göre “Medeniyetimizin içine girdiği bunalım, Batı'da olduğu kadar İslâm ülkelerindeki aydınlarda da bazı yanlış kanaatlerin doğmasına neden olmuştur. Medeniyetimizin öldüğünü sandılar. Oysa ortada koskoca bir medeniyetin milleti var… Bu, bugün için bölünmüş, parçalanmış olsa da... Düne kadar bu topluluk, ırk, dil ve mezhep ayrımı gözetmeksizin aynı bayrağın altında, nabzında aynı idealin atışlarının duyulduğu, kaynaşmış tek bir milletti. Birinci Cihan Savaşı'nda, medeniyetleri, yurtları, inanç ve idealleri uğrunda her cephede can vermekten çekinmeyenlerin milleti…”1 İslâm medeniyeti, bugünkü görünümü ne olursa olsun özü, teorik yanı, halklardaki saf yaşantısı ve insandaki etkisiyle medeniyet olma özelliğini taşıyan tek medeniyettir. Bu yüzdendir ki ona “Ölmeyen Medeniyet” deniyor. Ölmeyecek olan medeniyet de diyebiliriz, ölümsüzlük medeniyeti de… Çünkü bir aydınlık medeniyetidir, ezelî ve ebediye, Tanrı'ya inanış medeniyetidir; şahıs kültüne, eşyaya tapmayı yıkmış, insan ya da eşya tanrılaştırmalarını devirmiş bir medeniyettir… Sessiz ve alçakgönüllü olarak savaşta destanlara yaraşır kahramanlıklar gösteren bu büyük medeniyet halkı ve milleti, ne yazık ki aydınların geçmişe dayanan çöküşleri yüzünden çoğunlukla bölündü, parçalandı ve emperyalistlerin esiri oldu. Karakoç, medeniyetin tanımını yapar. Ona göre “Medeniyet, insanoğlunun, asıl amacını gerçekleştirme çalışmalarından, ona varma arayışlarından, onu bulmuşsa kaybetmeme çabasından, onu süsleyip püslemesinden, o yöndeki duygularını ve düşüncelerini ifade etme isteğinden doğan, kaynaklanan ve beslenen niyet ve faaliyetlerinin, teori ve pratiğinin, tasarım ve eserlerinin, reel ve potansiyel güçlerinin tümü demektir.”2 İlahî Kaynaklı Bir Medeniyet İnsan ancak Tanrı'yla vardır. Bu bakımdan insanın ideal ve amacı ilahî kaynaklıdır. Bu amaç “Tanrı'nın istediği yaratık” olmaktır. Medeniyet de insanın bu amacını, en üstün planda gerçekleştirmesi, onu sürekli kılması faaliyeti ve bunun anıtlaşması, kurumlaşması ve kalıcı kılınmasıdır. Vahye dayalı Hakikat medeniyetinin gelişim basamağında son ve en üstün aşama olan İslâm medeniyeti hem manevi ve kültürel hem de maddi‑fizikî açıdan bir medeniyetti. Bütün boyutlarıyla gerçekleştirmiş en derin, en yüksek, en geniş kapsamlı medeniyet olmuştur daima… İslâm medeniyetinin zahiri ilim ve yapı cephesi gibi, iç ve manevi cephesi de mevcuttur. Manevi yapıyı inkâr etmek veya fazla darlaştırmak, insanı büyük yanılgının içine yuvarlayabilir. İslâm'ın toplum düzeni ve birey yaşayışı için buyurduğu kurallara uymayanlar, bunları kendilerinin bâtın adamı olduğu iddiası veya İslâm'ın büyüklerinden birine bağlılıkları bahanesiyle inkâr edenler, bir zamanlar “Bâtınilerin” düştüğü vartaya düşmekten kurtulamayacaklardır. Müslüman kişi; ruhunu bu iki aşırılıktan ve sapmadan korumaya çalışması, dengeli bir gidiş sahibi olarak ruhun ve maddenin, yani dışın ve için, toplumun ve kişinin hakkını verme prensip ve kuralına sımsıkı sarılması gereğinin bulunduğunu unutmaması gerekir. Hakiki medeniyettir o. Tanrı'nın önünde işçi‑patron, yönetici‑yönetilen, güçlü‑güçsüz, soylu‑halk, zenci‑beyaz farkı ve ayrımı tanımaz. Ancak, üstünlük, Tanrı'ya yakınlaşma ve erdem üstünlüğüdür. İnsan, yalnız Tanrı önünde eğilir. Herkesim sorumluluğu ve görevi vardır. Çağın yöntem ve araçlarıyla yeniden incelendiği zaman, çağdaş duyarlık, ona ihtiyaç duyduğu zaman, insanlık, bir gün uçurumun önünde olduğunu somutça ve yoğun bir şekilde hissettiği an, İslâm medeniyetinin bir kez daha tomurcuklandığına, çiçek açtığına ve bir fecir gibi, bir şafak gibi, bir gün doğuşu gibi, bir bahar gibi ufuklara ağdığına, mevsimleri ışıttığına, şehirleri tuttuğuna ve gönülleri doldurduğuna tanık olacaktır. Aslında kültür, medeniyeti değil; medeniyet, kültürü içerir. Medeniyet, insanlığın fizikötesi amacına varmak için kurduğu yaşam tarzı ve gerçekleştirdiği tüm çevre olarak de tanımlanabilir. Yeni Bir Medeniyet Atılımı İslâm uygarlığı, kendini ilk insandan itibaren başlamış kabul etmek, peygamberleri en yüce makamda görmek ve o güne kadar, temelde vahiy medeniyetinden geçme nice düşünce ve sanat verimini yeniden gözden geçirip kendi özüyle yoğurmak suretiyle, hakikatin ve tüm insanlığın medeniyeti hâlinde yayabilir ve ulaştırabilir. Ancak bunun için Müslümanların özeleştiriye ihtiyaçları vardır. İslâm dünyası, medeniyet açısından adeta ölüm sularında yüzüyor bugün. Yeni bir medeniyet atılımı gerekli… Bu da ancak ruhun dirilişiyle mümkün olabilecektir. Bilim aşkıyla, yeni baştan klasikleri aşkla ve sevgiyle gündeme getirmekle olacaktır. Yeni bir aydın tipi belirmelidir. Yeni bir düşünce ve idealist hayat tarzı benimsenmelidir. Bütün sorunlar, bir bir ele alınmalı, geniş bir kültür planı ve programı gereklidir. Yeniden bir bütünleşme ancak medeniyetin dirilişiyle olacaktır. O zaman düşünceler birleşecek ve yaşamak için bir ortam ve dayanak bulacaktır. Yoksa medeniyet olmaksızın, inançlar ve düşünceler askıda kalır, havada erir, kaybolur. Onları yaşatacak olan bilim, düşünce ve sanat eserleri, ideal hayatı ve tümüyle medeniyeti oluşturmaktadır. Medeniyeti yaşatan fondur düşünce ve inanç birlikteliği… İslâm uygarlığı ise insanlık uygarlığının yeniden dirilişi olarak ortaya çıktığından birike birike gelen bu mirası, kendi orijinal kendi yapısına almışsa bunu medeniyetler tarihinde ilk olan bir olay gibi abartanlara şaşmamak mümkün mü? İslâm, zaten ilk insandan itibaren gelen bir inanç ve medeniyet olduğunu ilan etmemiş midir? Tarihi birikim ve deneylere rağmen birkaç yüzyıldır içine girilen bunalım, Müslümanların medeniyetlerini yitirme şeklinde süreklice işlenmektedir. Medeniyet yitince onun taşıdığı inanç, duygu, düşünce ve duyarlık da ayakta duramamaktadır. Bugün insanlığın bunca kan, ıstırap ve çile içinde bunalmasının ve gittikçe de ufkunun kararmasının temelinde insanlık medeniyetini kabul etmeyen güçlerin ant‑ümanizmi yatmaktadır. Gerçek şu ki, çok çok sözü edilmesine karşın, medeniyet ve ümanizma, ölüm sularında, yeni bir diriliş için gözlerini, ilerilere ve göklere çevirmiş bekliyor. Şakir Diclehan 1. Bkz. Sezai Karakoç, Çağ ve İlham IV, İstanbul, 1986, Bkz. Sezai Karakoç, Düşünceler I, İstanbul, 1986, s. 9. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Lale Karabıyık MEB sadece Ensar Vakfı değil, Birlik Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti’ne de teslim oldu Abone Ol CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Lale Karabıyık, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yalnızca Ensar Vakfı değil, Birlik Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti ile de protokoller imzalamasına tepki gösterdi. MEB’in Ensar Vakfı’nın yanı sıra başka vakıflar aracılığıyla yeni nesli ideolojik olarak şekillendirme çalışmalarının devam ettiğini dile getiren Karabıyık, “Gelecek günlerde yeni protokollerle karşılaşabiliriz” uyarısında vekil, “MEB Temmuz ayında yaptığı protokollerle İlim Yayma Cemiyeti, Ensar Vakfı ve Birlik Vakfı’nın eğitim alanına girmesine yol açmıştır. Protokoller incelendiğinde vakıfların istedikleri gibi eğitim alanlarında faaliyet yapabileceği görülmektedir. Özellikle Ensar Vakfı tarafından hazırlanacak yeni öğretim programlarının da kurumlarda uygulanabilmesine imkan tanınması MEB’in iradesinin teslimi anlamına gelmektedir.” Karabıyık, MEB ile vakıflar arasında çeşitli eğitim, seminer ve sosyal etkinlikler düzenlenmesine dair imzalanan iş birliği protokolleriyle ilgili bilinmeyen gerçekleri, gözler önüne vakıflarla yapılan protokollerin ayrıntıdaki gizli gerçekleri!Ensar Vakfı, Birlik Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti ile yapılan üç protokolü de incelediklerini ifade eden Lale Karabıyık, “Biz, yaptığımız incelemelerde protokolün ayrıntılarında gizli olan büyük teslimiyeti ve ortaya çıkan riskin korkunç boyutlarını fark ettik” protokol ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın görev, yetki ve iradesinin önemli bir bölümünü vakıflara devrettiğini söyleyen Karabıyık, Ensar Vakfı ile imzalanan beş yıllık protokolün süre sonunda yenilenmemesi halinde bir 5 yıl daha devam edeceğini hatırlattı. Bu üç vakıf ile yapılan protokoller çerçevesinde yaygın eğitim kurumlarındaki kursiyer ve eğiticiler ile örgün eğitimdeki öğrenci ve öğretmenlere yönelik her türlü çalışmalar ile mesleki ve teknik kurslar düzenleyebileceğine dikkat Birlik Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti ile yaptığı ve birbirinin kopyası niteliğinde olan bu protokoller dışında eğitim alanında ortak projeler geliştirip uygulayabileceğini ve protokollere eklenen yetki ile Birlik Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti’nin eğitim alanında her türlü faaliyet yapmasının sağlandığını kaydeden Karabıyık, “MEB, Birlik Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti’nin eğitim alanında her türlü proje yapabilmesine imkan tanımaktadır; ayrıca iradesinin ve yetkisinin bir bölümünü vakıflara devretmektedir. Bu protokol dışında yapılacak projelerin, bu protokole eklenmesi düşündürücüdür. MEB yapılan protokolü ilgilendirmeyen 11. maddesindeki “Protokol tarafları, bu protokol dışında ortak projeler geliştirip uygulayabilir” ifadesi ile vakıfların faaliyet alanını genişletmiştir. İktidar vakıfları geleceği şekillendirme aracı olarak kullanıyor” sözleriyle protokole sert tepki yetkiler görülmüş şey değil!Vakıflara bu yetkilerin verildiği protokollerin kabul edilemez olduğunu belirten Karabıyık, “Kaldı ki, Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti ve Birlik Vakfı’nın yönetimindeki kişiler ve bu protokole taraf olanlar bu liyakat açısından ne kadar uygunlar?” diye kapsamında açılacak kurslara Halk Eğitim Müdürlüklerinde görevli öğretmenler, uzmanlar veya usta öğreticiler görevlendirileceğini ve açılacak kursların her türlü organizasyonunun Halk Eğitim Müdürlükleri tarafından yapılacağını açıklayan Karabıyık, “Halk Eğitim Müdürlükleri, protokol kapsamında yapılacak gezi, kamp, eğitim, yarışma gibi etkinliklere katılımın sağlanmasında Ensar Vakfı’na yardımcı olacak ve vakıf isterse, eğitimleri kendisi tarafından belirlenen mekanlarda yapabilecek. E-yaygın sistemde yer almayan, Ensar Vakfı tarafından hazırlanacak yeni öğretim programlarının da kurumlarda uygulanabilmesine imkan tanınacak. Birlik Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti ile yapılan protokol kapsamında yapılacak eğitimler de öncelikle Vakfa bağlı merkezlerde gerçekleştirilecek, eğitimlerin Vakfa bağlı merkezlerde gerçekleştirilememesi halinde MEB tarafından belirlenen mekanlarda yapılacak. Vakıflara bu denli bir yetki devri görülmüş şey değil!” Eğitimini müfredata İlim Yayma Cemiyeti’nin dahil ettiğini ve bu eğitimin sadece siyasi şekillendirme amaçlı kullanıldığı uyarısını defalarca yaptıklarını da söyleyen Karabıyık, “Değerler Eğitimi adı altında eğitim, yalnızca ilköğretim, ortaöğretim ve lisede değil Kredi Yurtlar Kurumu’nda da verilmektedir. Ne yazık ki, bu kademelerin hiçbirinde Değerler Eğitimi adı altında Atatürk kelimesi bile geçmemektedir” açıklamasında neden ihtiyaç duyulmaktadır?Ayrıca protokole göre tüm planlama ve organizasyon MEB’e ait olmasına rağmen yapılacak gezi, kamp, kitap okuma yarışması gibi etkinliklerin vakıf tarafından düzenleneceğini ifade eden Karabıyık, “Planlama ve organizasyon Bakanlığa ait iken, gezi, kamp, kitap okuma yarışması, sportif faaliyet için vakıflara neden ihtiyaç duyulmaktadır?” diye bu protokol ile okullarda daha etkin olacağı uyarısında bulunan Karabıyık, Ensar Vakfı ile ortaklaşa belirlenen kulüplerin liselerde kurulmasını doğru bulmadıklarını da dile getirdi ve ekledi “Vakıf hangi yeterliliği ile bu yetkiyi almaktadır?”Ensar’ın isteği olmadan protokol sonlandırılamayacak! Ensar Vakfı’nın ayrıcalığı ne?MEB’in önceki protokollerinde ve Birlik Vakfı ile yaptığı benzer protokolde tek taraflı fesih yetkisi almasına rağmen bu iki protokolün tarafların uzlaşmaları ile sonlandırılabileceğine, yani Ensar Vakfı’nın ve İlim Yayma Cemiyeti’nin isteği olmadan protokol sonlandırılamayacağına dikkat çeken Karabıyık, “Ensar Vakfı ile yapılan protokol ilk 5 yıldan sonra yenilenmediği takdirde beş yıl daha devam edecek. MEB, Protokolü Ensar Vakfı’nın mutabakatı olmadan sonlandıramayacak. Ayrıca bundan beş yıl önce vergi muafiyeti hakkı tanınan Ensar Vakfı’na, vakıftan gelen öğretmen ve eğiticilerin ücreti bakanlık tarafından ödenecek. Ensar’ın ayrıcalığı ne?” diye içeriğinde öne çıkan maddelere dikkat çeken Karabıyık, “Farklı şehirlerdeki üç şubesinde mahkûmiyetle sonuçlanan çocuk tacizlerinin gerçekleştiği bir vakfa bu ayrıcalıkların tanınmasının izahı yok, artık bu kadarı da fazla!” sözleriyle tepki gösterdi. Neden BirGün? Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok. Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz. Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için Bugün BirGün’e Abone Ol. BirGün; seninle güçlü, seninle özgür! BirGün’e Destek Ol Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

medeniyeti yayma ve geliştirme vakfi